Panama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Panama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2011

PANAMA'DAN GÜNEY AMERİKA'YA

Bugün 8 Mart, Salı. Demirbank hayırlı günler diler. Tek geçerim bu radyo spotunu. Bir dönem, her gün dinlememe rağmen hoşuma giderdi.

Karnaval zamanı diye bitirmiştim değil mi bir önceki yazımı? Bu devrik cümle kullanımını her zaman sevmişimdir ama çokta abartmamak lazım galiba. Pedasi'de karnavalı ucundan gördüm biraz. Dediğim gibi bir aşağı mahalle bir de yukarı mahalle durumu var. Her iki mahallenin güzeli, bandosu, korteji var. Bunların dışında, tankerlerden sıkılan suyun altında dans etme, bütün gün danalar gibi yiyip-içme, sabahın köründen gecenin körüne kadar müzik ve eğlence var. Ama bu karnaval -her ne kadar gitmemiş olsam da- Brezilya karnavalının yanında tüy siklet kalıyor. Nerede o Brezilya'ya özgü popolu hatunlar ve samba! Panama'da karnaval süresince -Cuma gününden çarşamba gününe kadar- tüm ülke tatilde. Maksat tatil ve eğlence olsun yani. Vardır belki arkasında bir neden ama ben bilmiyorum (yine devrik cümle). Karnavalın en görkemli kutlanıldığı yer Las Tablas, benim kaldığım köye sadece bir saat ama yer bulmak mümkün değil. Aylar öncesinden yerler tutulmuş. Las Tablas kadar olmasa da, Chitre (45 dakika mesafede) iyi bir alternatif sayılabilir karnaval için. Bu mekanlar, karnaval dışında hiçte sevimli değil ama nedense karnaval çok coşkulu geçiyor buralarda.

Karnaval güzelide güzel hani

Pedasi'de ekstra 2 gün arkadaşımda kaldıktan sonra, yolcu yolunda gerek diyerekten Anton'a doğru yola çıktık. Anton, Panama Şehrine 2 saat mesafede harika bir dağ köyü. Ata bin, ormanda gez, şelaleye git, kaplıcaya gir yada mal mal dolaş vadide ama illaki yapacak bir şey var. Neyse, otobüste uyuklarken gözümü bir açtım Panama'ya 50 km. yazıyor. Alla alla, hani 2 saat mesafedeydi. Şoföre 'kardeş, Anton'a ne zaman gelicez' diye sordum, bana 'geçeli bir saat oldu' demesin mi..Mal şoför, bizi unutmuş. Dedim ya bu gezi beni yumuşattı diye, her şeyde bir hayır vardır diyerek hiç dert etmedim bu durumu kendime. Gerçi aradan üç gün geçmesine rağmen bir hayrını da görmedim ya, olsun. Marketa, seyahat arkadaşı olan Çek kız 'şehir hayatı beni sarmaz' deyip şehre yakın bir adaya gitti. Bu soğuk memleketlerden gelenlerin plaj ve güneş hasretini anlıyorum ama ben hayatımın 10 yılını Bodrum'da ve birçok yazını, denizin üstünde ve altında geçirmiş birisi olarak plaj fanatiği değilim. Hem gidip napıyorlar bu plajlara, malak gibi bütün gün yatıyorlar. Neyse ne demişler ' des gustibus e des coloribus non disputandum' Anlamadınız tabi, ip ucu veriyorum, latince deyim. Öyle bedava okuyucu olmak yok : )) Cevabı doğru bilen ilk bir kişiye benden içki sözü. Herhalde, gelince. Postayla yollayacak halim yok ya!

Şehr-i Panama

Garajdan gideceğim yere taksi, 2 dolar. Bu ülkelerde doğru fiyatı öğrenmek istiyorsanız, satıcıya değil yerli halka soracaksınız. Ben de öyle yaptım. Lakin, taksiciye gidiyorsunuz 4-5 dolar fiyat çekiyorlar. Ya biz turistler çok mu salak görünüyoruz. Bugün festivalde çöp şiş aldım. Fiyatı sordum, önce 75 cent dedi, tam duyamadığım için ne kadar diye tekrar sordum 1,5 demesin mi. La havle vela kuvvet! Aslında kabahat bizde daha doğrusu gringolarda (Amerikalılara gringo deniyor buralarda). Abiler, zamanında buraları ilk keşfettiklerinde 'aman, herşey ne kadarda ucuz' diyerek dolarları saçmışlar, şimdi halkın gözünde her turist parası çok olan gringo. Neyse, ben de inatla o sıcakta yarım saat otobüs bekleyip, 25 cente Casco Viejo'ya geldim.

Casco Viejo güzel mekan

Casco Viejo, eski şehir. Bizim Tarlabaşı gibi. Zamanında getto yaşamının hüküm sürdüğü ve tehlikeli sayılan bu semt, günümüzde Unesco'nun kültürel miras listesine girmiş ve oldukça gözde bir yer olmuş. Ancak henüz evrimini tamamlamadığı için, virane-kaşane durumu devam ediyor. Gerçi, burasını ilginç kılanda bu durum. Mesela, Fransız konsolosluğunun yan sokağında, dökük bir binada atletiyle balkonda oturup bira içen Panamalı abi görüntüsünü başka nerede görebilirsiniz. Şimdiden birçok bina, içinde oturanlardan satın alınmış, restore edileceği günleri bekliyor. Hemen her sokakta turizm polisi var. Dolayısıyla rahat rahat gezebilirsiniz bu semtte. Ha, unutmadan, 'Panama Terzisi' filminin bazı sahneleri burada çekilmiş. Ben gittim, gördüm. Siz de filmini görün, tavsiye ederim.

Bilin bakalım, Casco Viejo dışında en önemli atraksiyon ne olabilir bu şehirde. Panama şapkası mı dedi birisi? Atraksiyon değil ama önemli bir konu bu. İşin aslı, panama şapkasının kökeni Panama değil Ekvator. Panama kanalının inşası sırasında işçileri güneşten korumak için Ekvatordan getirtilen bu şapka zamanla bu ülkenin sembolü haline gelmiş. Buraya gelmişken bir tane alayım dedim. Tezgahtar kıza fiyatını sordum two fifty dedi. Gayet ucuz ikibuçuk dolar. Meğer 250 doları kastetmiş two fifty derken. Hadi be! Hadi be! Onu alacağıma 50 doları bozdurur, paradan şapka yaparım kendime.

Meşhur Panama şapkası. Alın başınıza çalın..

Evet, sorunun cevabını bekliyorum bu arada. Aa! ben vermişim bile cevabı yukarıda. Hehe, bu içki bana kaldı. Evet, sayın seyirciler (siz sadece TV den izleyebiliyorsunuz ya buraları, ondan :) İğrencim dimi. Sanki ben hayatımı seyahatle geçirdim. İnsan sonradan görme olunca böyle oluyor işte) İnşasına 1903 yılında başlanan kanal, 1914'de kullanıma açılmış ve 85 yıl Abede tarafından kontrol edildikten sonra 31.Aralık.1999'da Panama hükümetine devredilmiş. Pasifik Okyanusunu Atlas Okyanusuna bağlayan (tersi miydi yoksa) 80 km. lik kanalda bir sürü seviye havuzu var. Mesele şu; İki okyanus arasındaki arazide rakım yüksek dolayısıyla tüm bölgeyi deniz seviyesine kadar kazmak yerine, kademeli olarak, gemileri deniz seviyesinin üzerine yükseltip sonra alçaltıyorlar. Çok basit değil mi? Operasyonu izlerken gerçekten de çok basit görünüyor ama işin arka planını görünce insanın ağzı açık kalıyor.

Aa! gemi orada kaldı.

Panama hükümeti, kanal inşasının yüzüncü yılı olan 2014'e kadar daha derin, daha uzun ve daha geniş seviye havuzları için 5 milyar dolarcık yatırmış bu işe. Ama kesinlikle değer. Zira 4500 konteyner taşıyan bir gemi yaklaşık 200.000 dolar öderken yeni havuzlardan geçecek 12.000 konteyner kapasiteli bir geminin geçiş ücretini siz düşünün artık. Kanal hali hazırda ülke ekonomisinin önemli bir girdisi durumunda.

Alt yazı bulamadım buna : )

Kanalıda gördükten sonra, yapacak bir şey kalmadı. Gerçi eski şehrin (şehrin tarihi 16. yy. a kadar gidiyor) yıkıntıları olan bir bölge var ama yıkıntı görmekten gına geldiği için ben enerjimi 2 akşam karnavala ayırdım. Karnaval yeri tam karnaval. Yediden yetmişe binlerce insan var karnaval yerinde. Adım başı çöp şiş tezgahları, bira stantları (bira 1 dolar. Aa, söylemeyi unuttum dimi buranın parası El Salvador gibi amerikan doları. Gıcık bir durum), gelen geçene sprey sıkan çocuklar, dans eden yaşlı amcalar, tombul teyzeler, şaşalı süslenmiş tören arabalarında endam eyleyen Panamalı güzeller, her biri farklı bir ritim tutturmuş müzik grupları, alanın her iki ucunda kurulmuş konser sahneleri ile tam bir cümbüş yaşanıyor.

Karnavalda eğlence gırla

Panama şehri, Orta Amerika'da Meksika şehrinden gayri görülebilecek ikinci başşehir bence. Ama fazlada abartmaya gerek yok, iki bilemediniz üç gün yeter buraya.

Ee, artık sıra geldi seyahatin ikinci ve daha heyecanlı bölümüne. VİVA! GÜNEY AMERİKA.. Haritada yer alan ilk ülke Kolombiya. Ancak bir sorun var. Diğer ülkelerde olduğu gibi zırt atla otobüse sınıra git durumu burada yok. Zira her iki kıtayı baştan başa geçen Pan Amerikan yolu Panama'nın Darien bölgesinde sona eriyor, sonra Kolombiya'da yeniden başlıyor. Yani otobüsle geçmek ihtimal dışı. Üstelik Darien bölgesi, uyuşturucu kaçakçılarının, paramiliterlerin yuvası. Bunların dışında bölge oldukça zehirli sürüngen ve haşeratlarla dolu.

Bu durumda geriye 3 yol kalıyor Kolombiya'ya geçmek için. Birinci yol, Karayip kıyısında bir limana gidiyorsunuz ve Kolombiya'ya 5 günlük tekne turu satın alıyorsunuz. Kulağa hoş geliyor dimi. Peki 450 dolar da hoş geliyor mu kulağa : ) Tamam yemekler dahil ama yemek diye verdikleri şey genelde hikaye. Diğer bir sorun, kaptanların üçkağıtçı çıkıp kapasiteden fazla yolcu alması. Bir de tekne kötüyse ki örnekleri çok, 5 gün ızdırap olabiliyor. Bütün bunlara oldukça kötü deniz durumunu da eklerseniz pek iç açıcı bir yol gibi görünmüyor. Elbette koşulların daha iyi olduğu ve keyifli geçen turlarda yok değil. Üstelik yolculuk esnasında, inanılmaz güzellikteki San Blas adalarını görmekte var. Buraya gelmeden önceki 6 ayını teknede yaşayarak geçirmiş birisi olarak ben bu ihtimali sildim.

Diğer yol; paşa paşa 320 doları bayılıp uçakla bir saatte Cartagena'ya gitmek. Konforlu ama az parada değil hani.

Son ve en ucuz yol ise, Panama City'den bir sınır şehri olan Puero Obeldia'ya uçmak (ederi 90 dolar) oradan tekneye binip Capurgena adasına (Colombiya) gitmek. Gece burada kaldıktan sonra ertesi günü Turbo'ya geçip oradanda 9 saatlik bir yolculuktan sonra Cartagena'dasınız. Maliyet yaklaşık 180 dolar, 2 gün yolculuk, dalgalı deniz ve in-bin, tekrar in tekrar bin. Aslında aklımdaki yöntem bu ama haftada sadece 3 gün uçan ve 20 kişi kapasiteli bir uçak için bileti son hafta almaya kalkarsanız nah! bulursunuz bilet. Ben de bulamadım elbet. En yakın yer ayın 15''inde. Kaldım mı öyle sap gibi burada. Burada 5 gün daha kalırsam kafayı yerim. Ayrıca burada 5 gün kalmanın bedeli 150 dolar. Ve üstelik yolculuk takvimimin 10 gün gerisindeyim. Hızlıca karar verip 320 doları bayıldım ve bir bilet aldım. Zaten 4 aydır sıkmışım bari bir kez sefam olsun dedim. Hem Güney Amerika'ya taze bir başlangıç yapmış olurum. Sanki Türkiye'den uçmuşumda Kolombiya'ya inmişim gibi. Nasıl ama, süper fikir değil mi : ))
Bu arada diğer bankadan da 100 dolar eksiğiyle parayı kurtardım. Lakin telefon masrafı 200 doları buldu. Olsun buna da şükür. Hem hayatta kaybetmeyi de öğrenmek gerekiyor. İyi oldu bana : ))

Herhalde böyle bir şey olacak Colombiya'da hayat :

Yeni yazılarla, Güney Amerika'da görüşmek üzere. Hasta luego..







5 Mart 2011

PANAMA

Efendim, geldik Orta Amerika'nın dibine. Geldik diyorum ama nasıl geldim bir de bana sorun. Hatırlayacağınız üzere, paldır küldür bu yolculuğa hazırlanırken Panama vizesini almamıştım, buralarda alırım diye. Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Türkiye'deki Panama fahri konsolosluğuna mail ile başvuru yapıp vize talebinde bulunmuştum. Konsolosluk, vizenin geç çıktığını ve ben oraya gidinceye kadar yetişemeyebileceğini söylemişti. Nitekim, yetişmedi. Ancak son anda gelen güzel bir haber 2.Şubat.20011 den itibaren Panama'ya vizenin kalktığını müjdeledi. Ben de hoplaya zıplaya sınıra geldim. Sınırda önce Panama'yı terk etmek için bir biletim olup olmadığı soruldu. Yoktu tabi. Ama yöntem basit. Hemen 100 metre ilerdeki ne idüğü belirsiz bir gişeye gidip Costa Rika'ya bir otobüs bileti alıyorsunuz. Ederi 12 dolares. Apaçık kumpas işte. Costa Rika 500 metre mesafede, satsana 1 dolara biler. Yok, illa 12 dolar. Bu parayı gümrükle kırışmıyorlarsa ben de ne olayım. Ama her zamanki gibi yapacak bir şey yok. Kuzu kuzu ödüyorsunuz. Neyse, tekrar gittim polis ablaya. Bu seferde vizen nerde demesin mi! Ben de vize ile ilgili bilgi var ama burada yok. Durum değişeli sadece 2 hafta olmuş. Sonra Amerikan vizesi var mı diye sordu ve benim gözlerim parladı. He, var tabi. Her ne kadar henüz gitmemiş olsam da bir USA vizesi var. Abla, pasaportu damgaladığında Amerika'ya gitmiş kadar sevindim valla.

Bocas del Toro



Bastimiento adası

Sınırdan bir minibüs, 2 sürat teknesi değiştirip Bocas del Toro'nun Bastimiento adasına vasıl oldum. Bocas del Toro ya da kısaca Bocas, Panama'nın Karayip kıyısında adalar topluluğu. Herkese peşin peşin şiddetle tavsiye ederim. İnsan burada Karayipleri dibine kadar (ne demekse) hissediyor. Hele hele benim kaldığım Bastimiento'da yerel halkla beraber yaşıyorsunuz adeta. Bastimiento adaların en küçüğü ve ne cadde ne araç var burada. Kendime hostel bakarken, bir tabela gördüm ve daldım. Kanadalı bir çift oturuyor bahçede. Nasıl bilgi alabilirim diye bakınırken, sağ olsunlar bana hostel ile ilgili her türlü bilgiyi verdiler. Hatta odaları bile gezdirdiler.
Bastimiento adasında yaşayan çocuklar çok şanslı

Buranın sahipleri Martha ve Blu bir restoran işletiyorlarmış ve pek uğramazlarmış buraya. Gidip restorandan Martha veya Blu'yu bulmam gerekiyormuş. Restorana gittim, kimsecikler yok. Yolda karşılaştığım bir vatandaş 'ne arıyorsun kardeş' tarzında bir soru sorunca derdimi anlattım. Sen bekle iki dakika diye ayrılıp 20 dakika sonra Blu'yu bulup geldi. Burada hayat böyle dönüyor arkadaşlar. Herkes birbirini tanıyor, acele yok, stres yok. Ama bolca yağış var. Tam zamanında gelmişim adaya, bir yağmur boşandı ki sormayın. Bu arada kuru sezondayız. Tabi bunun sonucu olarak en küçük yaprak bile aha kafam kadar kocaman. Nasıl olsa yarın açar diyerekten ilk günü hostelde takılarak geçirdim. Ertesi günü bir uyandım ki yağmur hala kesintisiz devam ediyor. Eee, ne yapıcam şimdi. Öğleye doğru güneş kendini gösterince, hostelde kalan Çek bir kızla ya herro ya merro deyip plaja gitmeye karar verdik. Ormanın içinden geçen patikadan plaja gitmek 20 dakika normalde. Ama her yer öyle bir çamur ki bir saat sürdü. Lakin, plaja ulaşınca bu zahmete değdiğini anladık. Bizim gibi birkaç zirzop daha var plajda. Arjantinli bir aile, İsrailli iki genç ve sonradan gelen Arjantinli sanatçı bir hatun ve menajeri. Koca plajda sadece bir avuç insan olunca hemen kaynaşıverdik tabi. Arjantinli ailenin kızı jimnastikçiymiş.. Plajda birkaç seri yapınca bana da bol bol fotoğraf çıktı elbette.

Johanna, harbi jimnastikçi

Bu latin ırkı bir tuhaf doğrusu. Karı koca sandığım çift sevgiliymiş meğerse. Genç kızda hatunun kızı. Oğlan ise bir arkadaş. Anne kızda tanga var. Tamam buraya kadar bir şey yok. Abi, bunları farklı pozisyonlara sokup popolarının fotoğrafını çekiyor habire. Onlarda hallerinden memnun, her türlü pozu veriyorlar. Bana değişik geldi işte, hem anasını hem kızını..Plaj sefasından sonra, tam dönmeye karar verdik yağmur yine başladı. Ben de ve Çek kızda yağmurluk ve bot var. Biz bata çıka gidiyoruz. Ama diğerlerinin kıyafeti şort, tişört ve parmak arası terlikten oluşuyor. Elbette, terlikler elde ve sırılsıklam bir halde döndüler geriye. Ee, ne demişler, bilenle bilmeyen bir olur mu hiç : ))

Plajdan dönüyoruz!

Ertesi günü, adadaki diğer plajları keşfedicez ama evdeki hesap çarşıya uymadı tabi yağmur şakır şakır yağınca. Tam durdu diyorsun yağmur, biraz uzaklaşıyorsun hostelden, hayda yağmur bir başlıyor, dönünceye kadar sırılsıklamsın. Allahtan hava her daim sıcak. Karayiplerin genel karakteristiği bu. Hava sıcak, nemli ve sık sık yağışlı. Öyle olunca da hayat kaplumbağa hızıyla akıyor adada. Bir sonraki güne de yağmurla başlayınca adadan kaçmak farz olmuştu artık. Marketa (çek kız) da bana uydu ve David şehrine geldik beraberce. Şehri görmek istediğimizden değil elbette, sadece yolu yarılıyoruz. Gece yatıp, sabah erkenden Panama’nın Pasifik kıyısında bulunan Azuero yarımadasına doğru yola çıktık. Amaç Las Tablas’a gitmek.
Sebebi var elbet. Panama’da her yıl Mart ayında, Orta Amerika’nın en büyük karnavalı gerçekleşiyor. Bu karnavalın en otantik olduğu yer ise Las Tablas kasabası. Dört araç değiştirip öğle sıcağında varıyoruz kasabaya. Burada yağmur yok, hava açık amma velakin çok sıcak. Ne demişler akılsız başın cezasını ayaklar çeker. Karnaval zamanı yaptırmazsan rezervasyon önceden, beygir gibi dolanır durursun allahın sıcağında bir yer bulucam diye. Ama durum nafile. Biz de bari deniz kıyısına gidelim diye bir başka minibüse binip Pedasi’ye geldik.
Pedasi, kartpostallık köy
Burada küçük bir kamera arkası açıklaması yapmam lazım. Efendim benim pek eski sevgili arkadaşım Erman, ‘oralarda geziyorsun, aklında olsun, bizim Kim’in (avustralyalı bir arkadaşımız) arkadaşı Emel Panama’da yaşıyor’ dediydi. Ben de Emel’i feysten ekleyip bahsetmiştim geleceğimden Panamaya. Emel’i 10 küsur yıl önce görmüşüm bir kez. Emel evlenip buraya yerleşip iki çocuk yapmış. Çocuklardan ve işten güçten başını kaldırıp meyllerine bile zor bakıyor. Ben o taraflara geleceğimden bahsetmiştim gerçi ama görüşme umudum pek yoktu açıkçası. Her neyse, Pedasi’ye geldiğimizin ilk günü yakınlarda bir plaja doğru yürürken bir pikap araca otostop yapıyoruz, durmuyor abi. Dursana kardeşim bomboşsun işte! Bir de işaret yapıyor ilerde durucam diye. Biraz yürüdük ki, araç harbiden durmuş orada. Boşuna günahını almışız abinin. Orada biraz durup, ineklerin fotoğrafını çekerken, abi ‘plaja gidiyorsanız götüreyim’ diyor. İkiletmeden atlıyoruz arabanın arkasına. Ne oluyorsa o arada oluyor ve bir hatun yaklaşıp, türkçe ‘Sen Mutlu musun’ diyor. Az kalsın fotoğraf makinesini düşürüyordum elimden. Nasıl yani? Biz Emel’in kocasına otostop yapmışız, durmamış, biraz ilerde tekrar karşılaşmışız ve Emel’de oradaymış. Hem turist görünce hem de feysteki fotolarımdan acaba mı demiş, böylece karşılaşmışız. Vay be, hayat işte böyle acayip bir şey.

Pedasi'de bir plaj

Plajda gün batımı ve bira eşliğinde pek güzel sohbet oluyor. Kocası Acier, Basklı yağız bir abi. Ben pek sevdim kendisini. Acier, benim gibi dalış eğitmeniyken, Emel’de benim gibi seyahat ederken, Honduras’ta tanışmışlar ve sonra beraber olmuşlar. Emel de divemaster bu arada. Vietnam, Meksika derken hem çalışıp hem seyahat etmişler. Meksika’da çalıştıkları yer bir kasırgada yerle bir olunca burada iş ayarlayıp buraya gelmişler, 3 yıl önce. Geliş o geliş. Dalış işini bırakıp inşaat işine girmişler (iyi de yapmışlar bence. Zira dalış işinde para pul yok. Bakın benim halime. Ya, ne alakası var! Benim yaptığım gezinin maliyeti İstanbul’daki faturalarım kadar. Eh, evi kiraya verince o faturaları ödemeye gerek kalmıyor ben de burada seyahat ediyorum işte) İki de çocuk peydahlamışlar, mutlu mesut yaşıyorlar burada.

Emel ve ufaklık Borahan
Pedasi, huzurun ve sakinliğin hüküm sürdüğü küçük bir köy. Böyle olunca da yavaş yavaş dünyanın her yerinden insan geliyor. Bu da demek oluyor ki kaçınılmaz son olarak 10 yıla kalmaz burası da kimliğini değiştirecek. Pedasi yarımadanın ucunda dolayısıyla etrafta gidilecek bir sürü plaj var. Biz de ertesi günü pisiklet kiralayıp plaj gezmesi yapıyoruz. Oh mis gibi valla, uçsuz bucaksız plajlarda sadece üj bej kişi var. Sanki babamın plajı. Ama her zamanki gibi pasifik işte, yani her daim dalgalı deniz. Öyle böyle değil. Bir de dalgalar farklı yönlerden geliyor, değil yüzmek belinize kadar suda zor yürüyorsunuz. Bu güzel günün akşamına Emel, ‘karnıyarık yaptım, yemeğe gelir misiniz’ diyince zevkten dört köşe oluyorum tabi.
Yarın kalacak yerimiz yok. Karnaval dolayısıyla her yer dolu. 2 akşamlığına misafiriyiz Emel ve Acier’in. Hiç olmazsa karnavalı ucundan görelim diyoruz. Karnavalda esas olarak iki grup var birbirine rakip. İki grubunda kraliçesi var. Onları çekiştiriyorlar. Arazözlerden insanlara su sıkılıyor, sabahtan içilmeye başlanıyor. Nerdeyse 24 saat müzik var. Danslar, gösteriler, eğlenceler gırla. Yarından sonra Panama City’deyim. Karnavalın en büyüğüde orada oluyormuş. Rio karnavalına gidemedik bari Panama karnavalının keyfini çıkaralım değil mi ama.
Kalın sağlıcakla.